Küreselleşmenin yararlarından söz edecek olursak bunları daha hızlı büyüme, daha yüksek yaşam standartları, yeni fırsatlar olarak sıralayabiliriz.Ama problemin düğümlendiği nokta bu olanakların neler olduğundan ziyade paylaşımın ne ölçüde adil olup olmadığıdır. Ne var ki, bu nimetler son derece dengesiz dağılmakta ve küresel piyasa hala ortak toplumsal hedeflere dayalı kurallardan yoksun işlemektedir.
Emperyalizmin tarihi özüne inildiğinde sermayenin ve militarizmin tarihidir aslında.Kıta Afrika’sı bu hususta yeryüzünün en fazla istismar edilen coğrafyası olmuştur tarih boyunca.
Kolonizasyon faaliyetleriyle başlayan sömürü hamleleri coğrafi, ekonomik ve en önemlisi de insani bakımdan derin bir tahribat yaratmıştır kıtada.

İçinde “insan”a değinilmeyen, tamamen sayılardan ibaret ekonomik konuşmaların gölgesinde kalan tüm tahlil ve yorumların temel zaafı konunun insani boyutunun ıskalanmasıdır.Bize sunulan veriler, tanımak ya da incelemek istediğimiz ülkenin ekonomik anatomisini çizerken, insani unsurları yeterince hesaba katılmadığı için sayısal bir veri yığınından ibaret kalır.Elinizdeki kitabın bu kusurlardan muaf olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Klasik bir ülkeler coğrafyası kitabından farklı olarak Afrika kıtasının öne çıkan kültürel ve ekonomik sorunlarına titizlikle değinildiği bu çalışma konuyla kuşbakışı ilgilenen araştırmacılar tarafından değil de bizzat o coğrafyanın yetiştirdiği akademisyenler ve kıtanın önde gelen temsilcilerinin yazılarından oluşmuştur. Okuyup bitirdiğinizde, Afrika’yla ilgili ilk aklınıza gelebilecek şeylerin ilkel kabileler, kitlesel kıyımlar, AIDS vs. den ibaret olmadığını da fark ediyorsunuz…

Federico Garcia Lorca’nın buruk betimlemesiyle, “ellerinde hiçbir şeyi olmayanların huzuru bile alınmış olanların …” son derece dramatik halleridir gözümüzün önüne gelen. Girişi dokunaklı bir öyküyle başlayan bu kitap duygusal bir Afrika portresi çizmek üzere değil, bilimsel bir platformda tartışılan Afrika gerçeğini ve uzun vadeli çözüm arayışlarını anlatmak içindir. Yoksul ülkelerde, özellikle kötü yönetilenlerde ve etnik ya da dini topluluklar arasında derin uçurumlar bulunanlarda çatışma daha sık yaşanmaktadır. Bunu önlemenin en iyi yolu, insan hakları, azınlık hakları ve tüm grupların dengeli bir biçimde temsil edildiği siyasal düzenlemelerle desteklenmiş sağlıklı ve dengeli ekonomik kalkınmadır. Özellikle bir çok değişik noktasında kronik çatışmalar yaşanan Afrika’nın bu hususta tatminkar yardımlara ihtiyacı vardır.Sistemsizlik ve siyasi istikrarsızlık içinde kıvranan kıtada oluşturulmaya çalışılan düzenler de sık sık tekrarlanan darbelerle ortadan kaldırılmıştır.Yıkım teknolojisinin üretim teknolojisinden daha hızlı gelişmesi, sivil toplum kuruluşlarının ve demokratik kurumların olmayışı ve darbelerin yarattığı yıkımla birlikte kıtanın birçok yerini kaosa sürüklemiştir.

Üzerinde birbirinden farklı binlerce dili ve kültürü barındıran, beyaz adamın kolonizasyon istilası neticesinde allak bullak olan, yüzyıllardır insafsızca sömürülen, istismar edilen bu talihsiz kıtanın artık acınmaya, yardım paketlerine değil ciddi siyasi oluşumlara uzun vadeli diplomatik desteklere ihtiyacı vardır. 2005 yılının Türkiye’de ’’Afrika Yılı’’ ilan edildiğini hatırlayacak olursak, kıta ile arasında hatırı sayılır tarihi ilişikiler bulunan Türkiye’nin bu durumda varlığını, ağırlığını ve inisiyatifini her zamankinden çok daha fazla hissettirmesi gerekmektedir.