Milenyum Deklarasyonu’nda yer alan Milenyum Kalkınma Hedefleri (MKH), gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında yakın bir ortaklığın oluşturulmasını, kalkınmanın sağlanmasını ve bu vesile ile dünya genelinde yoksulluğun azaltılmasına ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik hususları içermektedir. Ayrıca söz konusu deklarasyonda Sivil Toplum Kuruluşları’na (STK) ve özel sektöre de güçlü bir ortaklık çağrısında bulunulmakta, bir başka ifadeyle MKH, küresel bir ortaklığı tasvir etmektedir.

Günümüzde dünyanın belirli bölgelerinde bu amaçlara ulaşılmakla birlikte, özellikle Sahra altı Afrika olarak adlandırılan coğrafyada yer alan devletlerin, mevcut kalkınma göstergelerinin hızlandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi takdirde Afrika’nın söz konusu hedeflere ulaşmasının altmış yılı bulacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla, Afrika ülkelerinin önümüzdeki süreçte çok daha hızlı mesafe kat etmeleri gerekmektedir. Buna karşın, kıtanın son dönemde yakalamış olduğu büyüme oranlarının önümüzdeki dönemde sürdürülebilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte bazı kıta ülkelerinin de bu hedeflere yönelik olarak hızlı ve muazzam gelişmeler kaydetmeleri, umut ve memnuniyet vericidir. Bu doğrultuda dünya liderleri de Milenyum Deklarasyonu’nda Afrika’nın özel ihtiyaçları için daha önce hiç olmadığı kadar destek sağlanacağını bildirmişlerdir. Söz konusu desteklerin sağlanmasında sivil toplumun sorumluluk almasına ve aktif bir rol üstlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Sivil toplumun uluslararası düzeyde gelişimi, küreselleşme süreciyle de paralellik göstermektedir. STK’ların demokratik sürece katılımları, karar alma süreçlerinde meşruluğu, sorumluluğu ve şeffaflığı da arttırmaktadır.

STK’ların çeşitli alanlarda uzmanlaşabilmeleri ve gereken durumlarda ortak projeler geliştirerek bunları uygulamaya koyabilmeleri gerekmektedir. Söz konusu kapsamda uluslararası kuruluşların yanı sıra kamu kuruluşları ve özel sektörle işbirliği de büyük önem taşımaktadır. Kamu ve özel sektör, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalıştığı takdirde daha dengeli ve sağlıklı bir demokrasiden bahsetmek mümkün olacaktır. Sivil Toplum Kuruluşları; gözden kaçan aradaki boşlukları tamamlayan, ekonomik ve sosyal kayıpları en aza indiren bir rol ve sorumluluk üstlenmektedirler. Aynı zamanda, devlet kurumlarına anayasa çerçevesinde verilen görevlerin, hukuk sınırları içerisinde kalmak koşuluyla takipçisi olarak sivil bir denetim mekanizması görevini yürütmektedirler.

Birçok bilim adamı ve karar mercii, günümüzde sivil toplumu; demokrasinin pekiştirilmesinde ve desteklenmesinde, yoksulluk öncesi kalkınma politikalarının teşvik edilmesinde, cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında ve yozlaşma ile mücadelede önemli bir etken olarak görmektedir. Şüphesiz işbirliği süreci, toplumun da MKH’nin detayları konusunda bilgilendirilmesini ve bilinçlendirilmesini sağlayacaktır.

Sivil toplum, özellikle çeşitli ülkelere insani yardımların ulaştırılmasında ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’deki müzakerelere katılımıyla BM’nin temel bir partneri konumunda bulunmaktadır. Son 20 yıllık periyotta gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) önemli bir dönüşüm ve gelişim sürecinde bulundukları görülmektedir.

Öte yandan BM ve Uzmanlık Ajansları’nın STK’larla danışma ve dayanışma çerçevesinde forumlar, oturumlar, istişareler ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Sivil Toplum, BM’nin insani kalkınmaya ve barışın tesisine yönelik çalışmalarında asli partnerlerinden biri haline gelmeye başlamıştır. BM’nin faaliyetlerinde sivil toplumun üstlendiği rol, sürekli artmakta ve özellikle seçimlere destek ve çatışma önlemeye yönelik alanlardaki sorumluluk artış kaydetmektedir.

BM tarafından yayınlanan raporlarda STK’lara sıkça vurgu yapılması bunun açık bir göstergesidir. Birleşmiş Milletlerin Milenyum Deklarasyonu’nda ve BM Genel Kurulu’nun 57. Olağan Oturumu’nda Milenyum Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasında STK’ların önemi vurgulanırken, bu yöndeki çabaların söz konusu süreci olumlu yönde etkileyeceği belirtilmiştir. Özellikle yoksulluğun azaltılmasına yönelik ulusal düzeydeki programlarda ihtiyaçların doğru tespit edilmesinde ve gerekli politikaların uygulanabilmesinde söz konusu ortaklıklar, sorunların giderilmesi açısından son derece önemlidir. Zirvelerde alınan kararların, STK’lar aracılığıyla toplumun temeline yayılması ve daha iyi uygulanması da mümkün olmaktadır. Ayrıca güçlü bir sivil toplum, yabancı yatırım ve ticaret için daha istikrarlı bir siyasi ortam anlamına gelmektedir.

2015 yılına kadar belirlenen hedeflere ulaşılabilmesi için tüm aktörlerin birlikte çalışmaları ve bu sürecin birer parçası olmaları gerekmektedir. Bu hedeflere ulaşılabilmesi için küresel işbirliğine, güçlü bir ortaklığa ve iyi bir koordinasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Şüphesiz tüm aktörlerin yakın bir diyalog içerisinde olmadıkları ve toplumun yararına yönelik projelerde birlikte çalışmadıkları uluslararası işbirliğinin etkin olamayacağı bir gerçektir.

Türk ve Afrikalı Sivil Toplum ve Düşünce Kuruluşları’nın temsilcilerinin, devlet temsilcilerinin yanı sıra Afrika Birliği, Bölgesel Ekonomik Topluluklar ve uzmanlık kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek görüş alış verişinde bulunmak suretiyle müşterek bir gelecek için tutarlı politikalar geliştirmeye çalışmaları şüphesiz büyük önem arz etmektedir. Bu türden girişimlerin uygulamaya konulabilmesini ve BM, Uluslararası Uzmanlık Kuruluşları ve özel sektör tarafından desteklenmesini ise söz konusu süreçte hedeflere ulaşılması bakımından önemli ve gerekli girişimler olarak değerlendirmek mümkündür.

Kamu, sivil ve özel sektörler arasındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan 6. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi Projesi; TASAM Afrika Enstitüsü’nün girişiminin, USTKİP’e üye sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının birikimlerinin, kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra uluslararası ve bölgesel örgütlerle uzmanlık kuruluşlarının tecrübelerinin ve özel sektörün işbirliğinin bir ürünü olacaktır.

16 - 17 Aralık 2010 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştireceğimiz 6. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi’nin ve USTKİP Komisyon Toplantıları’nın, Türkiye ile Afrika arasındaki iletişimin gelişmesine, küresel barışın ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.

Saygılarımla.

Süleyman ŞENSOY

TASAM Başkanı