Giriş
Bu makaleyi yazmaktaki amacım, Afrika mücadeleleri ve politikalarının batı literatüründeki algılanışında hissedilen afro-pesimizmin maskesini düşürmektir. Afrika’nın yoksulluk ve iç çatışmalarla yoğrulmuş karanlık bir kıta olarak kabul edildiği ve istikrarsızlık ve ekonomik yoksunluk hususlarında bir metafor olarak kullanıldığı apaçık bir gerçektir. Soğuk Savaşın bitiminin tansiyonları düşürmesi ve  üçüncü demokratikleşme dalgasının arasına “barış rantı” eklemesi beklentilerine rağmen Afrika’nın hala bu şekillerde anılması Chinua Achebe’nin things fall apart the center cannot hold (her şey dağılır, merkez tutamaz)  sözünü ve Fukuyama’nın tarihin sonu tezini hatırlatmaktadır. Sonuç olarak Afrika silah, AIDS, uyuşturucu, yozlaşmış gençlik, eğitimsiz toplumsal güç ve kleptokratlar  pazarı olarak algılanmaktadır. Ancak Afrika doğal kaynakları ve terörizmle mücadelesi ile modern dünyaya tanıtılması gereken bir yerdir.

1960 ve 1990 yılları arasında, kıtada 80 kanlı hükümet değişimi olmuştur. 1998 yılının sonuna kadar, 48 SSA ülkesinin yalnızca %39’u  siyaseten istikrar ve iyi yönetim elde edebilmiş, %23’ü politik kriz ve türbülans yaşamış ve %38’i ise çeşitli silahlı çatışma ve iç savaşlar geçirmiştir.  Sudan, Somali, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti ve  Fildişi Sahili hala politik çatışmalarla mücadele etmektedir. Ancak Afrika’da, barış - güvenlik gündemi ve kurumları sayesinde iyi bir yönetim sergileyen ve çatışmaları başarılı bir şekilde bastıran ülkelerin sayısındaki artış göz ardı edilemez. (Örneğin Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Ruanda)