Sayın TASAM Başkanı,

İlk olarak belirtmek isterim ki, böyle bir buluşmayı gerçekleştirmenizden dolayı eşim Adame BA KONARE, heyetim ve ben bugün burada olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bugün bu buluşma aracılığıyla bana, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL’ün dün bizi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer ile karşılaması, daveti ve bize sağladığı kolaylıklardan ötürü özellikle Türk hükümetini ve de kendisini tekrar selamlama ve teşekkürlerimi sunma imkânı verdiniz. Afrika’ya yönelik desteğini ve ilgisini göz önünde bulundurarak, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin İHSANOĞLU’na da huzurlarınızda selamlarımı iletiyorum. Ayrıca, bu kongreye katılan Afrikalı kardeşlerimizi ve Afrikalı büyükelçilerimizi burada bulunmalarından, faaliyetlerinden ve Afrika’daki gelişmeleri ülkenize taşımalarından dolayı selamlamaktan mutluluk duyuyorum. Son olarak, Afrika dostu Sayın TASAM Başkanı’nı böyle bir günde bizi bir araya getirdiği için selamlıyor ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Çok değerli Bayanlar ve Baylar,
Bugün, Afrika için ümit ve güven mesajı taşıyan bir gündür. Bu buluşma, sadece tek bir günle sınırlı olmayacaktır. Bugün, 2005 yılında Türkiye’de ilan edilen “Afrika Yılı” çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. “Afrika Yılı”, Türk hükümetinin Afrika’ya yaptığı birçok ziyaret ile başlamış ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER’in de kıtaya teşrifiyle hız kazanmıştır. Bu sene içerisinde de, ilk olarak Başbakan ardından Dışişleri Bakanı’nı, Afrika Birliği öncülüğünde, Addis Ababa’yı ve diğer Afrika ülkelerini ziyaret etmişlerdir.

Bugün, Afrika’da açılan sayısız Türk elçiliklerinin ve belli bir zamandan beri Afrika Birliği Komisyonu’nda temsilci bulunduran Türkiye’nin gayretlerinin bir uzantısıdır. Bugün, ayrıca, Türk ve Afrikalı iş adamlarının İstanbul’da kurduğu ortalık çerçevesinde yürüttüğü faaliyetlerinin de bir uzantısını temsil etmektedir.

Bugünün sayesinde, birçok Türk şirketi ve üniversitesinin Afrika’ya yönelmesi beklenmektedir. Bu yönelimin daha da derinleşip kuvvetlenmesi için çalışmalar sürmektedir. Bugünün düzenlenme sebebi, herkesin bu aralar Afrika’dan bahsetmesi, ya da bir şeyleri düzeltme kaygısı içinde olmasından değildir. Bu kongre, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal ATATÜRK’ün verdiği mesaj doğrultusunda Türk hükümetinin dünyada edindiği güçlü siyasi konumu pekiştirmesinin, daha adil, barışçı ve dayanışma içinde bir dünya oluşturulmasına verdiği katkının güçlü bir ifadesidir. Bu kongre, Türkiye’nin Afrika’yla ilişkilerine yeniden göz atıp yeni bir sayfa açmayı hedeflediği bir günün ifadesidir. Çünkü Türkiye ile Afrika arasında var olan bağlar Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze ulaşan geleneksel bir bağa işaret etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bu ilişkiler sadece Kuzey Afrika’yla sınırlı kalmamış; Doğu ve Batı Afrika’yı da içine almıştır.

Modern Türkiye, Afrika’nın sömürgelikten kurtulma sürecinde, apartheide karşı mücadelede bizi destekleyerek ikili ilişkilerin gelişmesinde kendine düşen görevi yerine getirmiştir. Bunun yanı sıra, Türkiye Afrika’nın birçok sorununa yanıt getirebilmek için büyük bir istekle Afrika’nın hep yanında olmaya çalışmıştır. Dolayısıyla, bugünün anlamı, Afrika’ya ümit ve güven mesajının verildiğidir.

Konuşmamı, uluslararası medyanın Afrika’yı dünya kamuoyuna yansıtırken kullandığı tanımlamaların ne kadar yanıltıcı olduğunu anlatarak sürdürmek istiyorum. Uluslararası medya günümüzde Afrika’yı çatışmalar, istikrarsızlıklar ve savaş kıtası; sıtma ve AIDS kıtası ya da açlık ve köleler kıtası olarak lanse etmektedir. Oysa öne sürülen bu imaj Afrika’yı ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Bugün, Afrika için sanal bir imaj çizilmek istenmektedir ki bunun nedenleri ortadadır. Kimsenin böyle bir imaj çizerek Afrika’nın kaderiyle oynamaya hakkı yoktur. Hepinizin bildiği gibi, bizim istediğimiz ve kendimizi sorumlu olarak gördüğümüz nokta, Afrika’nın tarihini değiştirmek ve Afrika’ya bir dönüşüm getirmektir.

Afrika’nın geri kalmışlığının ve bugün bu durumda olmasının nedenleri herkes tarafından bilinmektedir ve olumlu-olumsuz ne varsa bizim kıtamızın tarihinin bir parçasıdır. Kimsenin bunu yok sayma ve görmezden gelmeye hakkı yoktur. Ama köleliğin, kıtamıza getirdiği yegâne şey de budur. Kimsenin sömürgeciliği görmezden gelme hakkı yoktur. Bunun sayesinde toplumumuz ve kimliğimiz zarar görmüştür. Kimsenin apartheidin bizim kıtamızda yapıldığını göz ardı edemez.  Ayrıca eşitsiz ve adaletsiz raporların sürekli Afrika’ya mal edilmesini de kimse görmezden gelemez.

Bugün Afrika hiç durmadan yardım isteyen bir kıta olarak görülmektedir. Çünkü Afrika’dan satın alınan hammaddelerin fiyatlarını kendimiz belirleyemediğimiz için adil bir kazanç sağlayamamaktayız. Uluslararası medyanın dünya kamuoyuna yansıtması gereken gerçekler aslında budur. Eğer hammadelerimizin gerçek fiyatlarını belirleyebilseydik, finansal desteğe hiç şüphesiz ihtiyacımız olmayacaktı. Size bu tip örnekler veriyorum ama bunu sadece bazı şeyleri aklamak için yapmadığımı bilmenizi istiyorum. Çünkü aynı zamanda biliyoruz ki, Afrika’nın geri kalmışlığında, bazılarının yanlış ve kötü tercihleri ile kötü yönetim ve idaresi yatmaktadır. Ama tüm bunlar Afrika’nın yolsuzluk kıtası olarak damgalanmasına bir neden değildir. İşte bu nedenledir ki, birkaç yıldan beri Afrika’nın demokratik bir sürece girmesi yolunda büyük bir mücadele ortaya konulmaktadır. Eşit ve adil çalışma koşullarını, kadın erkek ve vatandaşlar arası eşitliği yaratmak bu aşamada çok büyük bir önem arz etmektedir. İşte bugün sayesinde iletmek istediğimiz mesaj da budur. Başbakan’ın ve Türk yetkililerin bize ilettiği mesajlar, hedeflerimizle örtüşmektedir. İşte bu, Afrika’ya güven mesajıdır.

Sayın Başbakan Yardımcısı, Bayanlar ve Baylar,

Afrika’ya güvenmek için birçok nedeniniz var.  Sizin de belirttiğiniz gibi, yapılması gereken şey unutulmuş Afrika’nın yeniden tanımlanmasıdır. Bilindiği gibi Afrika’da ilk insan doğmuştur, orada gelişmiştir ve tarihte ilk olarak oradan yol almıştır.

Her şeyden önce Afrika’nın hammadde, enerji ve su yönünden çok zengin bir kıta olduğu bilinmektedir. Enerji, su ve hammadde önümüzdeki yüzyılda devletlerin karşılaşacağı büyük sorunlar olacaktır. Çok önemli ve stratejik bir yerde bulunan Afrika’nın dünya iletişimindeki yeri bilinmektedir. Afrika dünyanın ikinci iletişim ayağıdır. Bildiğiniz gibi Afrika Birliği 53 ülkeyi kapsamaktadır. Bu 53 ülke, Birleşmiş Milletler Genel Komisyonu’nda %30’luk bir oya karşılık gelmektedir. Bu demek oluyor ki, kabul etmediğimiz bir durumla karşılaşırsak, Afrika Birliği’nin oyları birleşip Birleşmiş Milletler’de bir karar alınmasını engelleyebilir. 53 Afrika oyu, diğer dostlarımız ve ortaklarımızınkilerle birleşince, Birleşmiş Milletler’de büyük bir güç oluşturmaktadır. Bu güç sayesinde uluslararası ilişkileri dengeleme fırsatımız olacaktır.

Bayanlar ve Baylar,
Afrika’nın madeni, doğal ve mineral rezervlerinin olduğundan bahsetmiştim. Ancak Afrika’nın bir başka madeni daha vardır. Bu maden dayanışmadır. Dayanışma bizim için en büyük zenginliktir. Biz kalkınmada insana ayrı bir yer vermeye çalışıyoruz ve kültür için ayrı bir yer açmaya çalışıyoruz. Çünkü insanın rolünün farklı bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Bugün üzerine durulması gereken nokta, materyalist insanın yerine başka bir insan modelinin geçmesinin gerekliliğidir.

Sayın Bakan, bugün düzenlenen bu buluşma diğer buluşmaların habercisi ve karşılıklı siyasi istekliliğimizin bir ürünüdür. Aynı zamanda, bugünün Afrika’da “Türkiye-Afrika” günlerinin düzenlenmesine yol açacağından eminim.

Bugün burada yapılanları tamamlamak için şunları söyleyebiliriz. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL’ü dinlediniz. Burada kültürel, sportif, ekonomik alanlarda Afrika haftaları düzenleyebilirsiniz. Buradaki Afrika büyükelçilerinin de desteğini alarak, burada bir Afrika Birliği Ofisi oluşturabiliriz. Ayrıca Tükiye’de varolacak bir Afrika Evi, ikili ilişkilerin gelişmesi ve organizasyonu için sürekli destek sağlayabilir.

Sayın Başbakan Yardımcısı, Saygıdeğer Bayanlar ve Baylar,
Söylediğim gibi, Afrika’ya güvenmek için birçok nedendiniz var, çünkü dünyada Afrikasız bir gelecek düşünülemez.

Afrika tarihin ona vurduğu darbeyi görmese bile, çocuklarının çalışma aşkıyla tarihini elbet değiştirecektir. Eğer Afrika yoksulluk içinde olmasa, kimse acı çekmeyecek ve kimse şiddet içeren bir düzende yaşamayacaktır. Çünkü şiddeti besleyen şey, yoksulluktur.

Yarının yoksulluğu, bugünün kavgalarını, çatışmalarını ve göçlerini beslemektedir. Dünya adaletsiz, kardeşlikten ve dayanışmadan uzak olursa, bunların sayıları milyarları bulacaktır. Çünkü dünyanın kaynakları sürekli azalmaktadır. Afrika için her an sözler verilmektedir. Bunu yapmaya devam edeceklerdir ama hiçbir şeyin değişmediği de ortadadır.

Stratejik bir konuma sahip olan Afrika, sorumluluk almak ve gerçek ortaklara sahip olmak istemektedir. Afrika’nın borçlarının silineceğinden bahsedilmekte, ama her nedense, herhangi bir aşamaya gelinmemektedir. Her zaman Afrika için sözler verilmekte ama her nedense hiçbiri yerine getirilmemektedir. Bütün bu bahsedilenlerin kesin bir şekilde gerçekleştirilmesi için Afrika’nın daha sorumlu olması, birlik ve beraberlik göstermesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, Türkiye gibi aktif ve etkin destek sağlayan ortaklar edinmesi gerekmektedir. Eğer dünyada bir günde yapılan askeri ve silahlanma alanındaki harcamalar yapılmazsa, sadece bir gün için savaşların maliyeti durdurulsa, Afrika’nın ve dünyanın sorunlarının daha hızlı bir şekilde çözüleceğinden eminim.

Girişimde bulunmak, güven vermek; bunlar günümüzün değişilmeyen gerçekleridir. Afrika’nın bir ruha ihtiyacı vardır ve kimse bunu bizden esirgeyemez, esirgememelidir. Eğer Afrika için başka bir seçim yapılırsa ki bizim de dileğimiz budur, Afrika yok olmayacaktır. Afrika’nın bütün bu zenginliklerinden ötürü bir şansı vardır. Çünkü Afrika büyük bir ülkedir. Büyük bir ülkedir, çünkü 53 devletin sınırları 30 milyon kilometrekarelik bir ülke yaratmaktadır. Afrika’yı Afrika yapan 30 milyon kilometrekare, Hindistan, Çin ve Meksika’nın yüzölçümlerinin toplamıdır. Demografik güç de önemli bir unsurdur. Bütün dünya biliyor ki 1,5 milyar nüfusla Afrika, Hindistan’dan önce, 1,3- 1,5 milyar nüfuslu Çin’den sonra gelmektedir. 20 yıl içinde Afrika nüfusu Avrupa Birliği’nin, Kuzey Amerika’nın, Kanada’nın, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Latin Amerika’nın toplam nüfusuna eşit olacaktır. Afrika Birliği’ni birlik yapan, işte budur. Çin ya da Hindistan’ın nüfuslarına göre birçok büyük avantajlarımız vardır. Bu avantaj, dünyanın en genç nüfusa sahip olmamızdan ileri gelmektedir. Avrupa ve Amerika’nın en büyük sorunu yaşlı bir nüfusa sahip olmalarıdır. Bizim nüfusumuz, Asya ve Hindistan’ın nüfusundan çok daha gençtir. Bu genç nüfusu ile Afrika, dünyanın geleceğini temsil etmektedir. Çünkü bu haliyle Afrika, dünyanın en genç pazarıdır. Biz, geleceğin yeni pazarı olacağız. Çünkü her şey Afrika’da doğmuştur.

20 yıl sonra Afrika dünyanın en büyük şantiyesi olacaktır. İşte bu yüzden, Afrika dünya için bir şans olarak değerlendirilebilir. Eğer bu oynanmaması gereken bir kartsa, hastalıklar, açlıklar artacak, hayatî değer taşıyan kaynaklar ve hammaddeler yok olacaktır.

İşte Afrika’nın dünyaya sunduğu şanslar yeni ve genç bir pazar ile en büyük şantiyedir. Çatışmaların, istikrarsızlıkların en büyük kaynağı yoksulluktur. Yoksulluk dünyanın ulaşmak istediği hedeflere zarar vermektedir, ileride de zarar verecektir. Dolayısıyla biz tercihimizi yaptık ve Afrika’nın Kalkınması için Yeni Ortaklıklar (NEPAD) oluşumuna katıldık. Amacımız stratejik bir çerçevede Afrika’nın yeniden doğmasını sağlamaktır. Afrika’nın geleceğin seçimini yaptığını söylerken, kendimiz için var olacağız, gelişmelerin bir parçası olacağız, Türkiye gibi sadık stratejik ortaklar ile rolümüzü yerine getireceğiz. Böylece Afrika herkes adına hareket edebilir hale gelecektir.

Hepinize tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI SAYIN ABDULLAH GÜL’ÜN KONUŞMASI
(TASAM,23 KASIM2005)

Afrika kıtasıyla bağları, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanan Türkiye, bu kıtayla geleneksel olarak iyi ilişkiler içinde bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu, Batı Afrika’dan Orta Afrika’ya, Kânim-Bornu İmparatorluğundan, doğuda bugünkü Tanzanya toprakları olan Zengibar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyayla ilişki ve etkileşim içinde olmuş; İmparatorluğun çöküşünü müteakip ulusumuzun gerçekleştirdiği Kurtuluş Savaşı, Afrika halklarının özgürlük ve ulusal bağımsızlık mücadeleleri için ilham kaynağı olmuştur.

Uzun ve zengin tarihi geçmişimize rağmen, Afrika’yla bugünkü siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerimiz, mevcut potansiyeli yansıtmaktan çok uzaktır. Bu nedenle, hükümetimiz bu tarihi dostane ilişkileri önce yeniden canlandırmak ve sonra daha da ileriye götürmek arzusundadır.

1960’lı yıllarda, Türkiye bağımsızlıklarına kavuşana tüm yeni Afrika ülkelerini tanımış, bunlarla diplomatik ilişki kurmuş ve birçoğunda büyükelçilik açmıştır. Bugün Afrika kıtasının genelinde 12 büyükelçimiz ve 20’yi aşan fahri başkonsolosumuz bulunmaktadır.

Sırasıyla 1998 ve 2003 yıllarında kabul edilen, “ Afrika’ya Açılım Politikası” ve “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi çerçevesinde Türkiye, önümüzdeki dönemde Afrika ülkeleriyle her alanda ilişkilerini daha da geliştirmek arzusundadır.

Hükümetimiz, 2005 yılını “Afrika Yılı” olarak ilan etmiştir. Bu meyanda Başbakanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan 2005 yılı Mart ayında Etiyopya ve Güney Afrika Cumhuriyeti’ni ziyaret etmiştir. Afrika’ya yönelik girişimlerimiz 2005 yılında bitmeyecektir. Bu politikamız, takvim yılıyla sınırlı kalmayacaktır.

Türk İşbirliği Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) Addis Ababa Program Koordinatörü Ofisi, Sayın Başbakanımızın Etyopya’yı  ziyareti sırasında resmen açılmıştır. Bu ofis, sadece Etiyopya’da değil, tüm bölgede kalkınma projelerine destek verecektir. TİKA’nın bu ofisi, ekonomik ve sosyal kalkınma alanlarında Afrika ülkeleriyle Türkiye’nin kendi tecrübelerini paylaşması için bir araç olacaktır. Günümüzde ekonomik ve sosyal hayatın temel öğelerinden biri haline gelen küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) desteklenmesi konusunda yürütülecek olan projelerin bu kıtada kalkınmanın sürdürülebilir kılınmasına önemli katkılarda bulunacağına inanıyoruz. Sürdürülebilir kalkınmanın unsurlarından biri diğerini teşkil eden insan kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla, eğitim kurumlarımız ile Afrikalı muhatapları arasında işbirliğinin arttırılmasının da teşvik edilmesini arzuluyoruz. Bu çerçevede hayata geçirilecek burs, staj, ve öğrenci değişimi gibi eğitim programları, halklarımızın birbirlerini daha iyi tanımaları açısından da iyi bir vesile teşkil edecektir.

Yine bu çerçevede Türkiye, Afrika Kalınma Bankası’na üye olmanın imkanlarını araştırmaktadır.

Saygıdeğer misafirler,

Hükümetimiz, güçlü ekonomik ve ticari ilişkilerle desteklenmediği sürece, sadece iyi niyetin tek başına elle tutulur sonuçlar doğrumayacağının farkındadır. Bu nedenle, ticaret büyük önem atfettiğimiz alanların başında gelmektedir.

Türk taraflarının bu alanda azimli çabaları olumlu sonuçlar vermeye başlamıştır. Afrika ülkeleriyle ticaret hacmimiz 2003 yılında 5.5 milyar dolar iken, 2004 yılında yüzde 40 dolayında artarak 7.7 milyar dolara ulaşmıştır. Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ticaretimiz ise 1999-2003 yılları arasında yüzde 122 artarak 1.4 milyar dolara ulaşmıştır. Ancak, Türkiye’nin tüm dünyayla ticaret hacminin 160 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa, bunda Afrika’nın payının tatmin edici olmaktan çok uzak olduğu görülecektir. Bu nedenle, örneğin Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ticaretimizin 2008 yılına kadar 4 milyar dolara yükselmesini ümit ediyoruz.

Türkiye liberal ekonomik politikalar benimseyen ve işleyen bir piyasa ekonomisine sahip bir ülkedir.Dolayısıyla Afrika’yla ticaretin arttırılmasındaki sorumluluk özel sektörün omuzlarındadır. Hükümetimiz birçok Afrika ülkesiyle ticaret, yatırım, teknik işbirliği ve çifte vergilendirmenin önlenmesi gibi temel anlaşmaları imzalayarak, özel sektörlerimizin aralarındaki ticari ve ekonomik işbirliğini arttırmaları için gerekli yasal zemini hazırlamıştır. Bugünkü Uluslararası Türk Afrika Kongresi gibi adımların da, taraflar arasında daha iyi bir anlayışın oluşmasına ve karşılıklı bilgi akımının daha da güçlenmesine katkıda bulunacağına şüphe yoktur.

Saygıdeğer misafirler,

Siyasi alanda, Afrika Birliği, kıtanın bir savaşlar, krizler, hastalıklar ve felaketler kıtası şeklindeki önceki talihsiz imajının silinmesi için gösterilen çabaların somut bir göstergesidir. Afrika Birliği’nin şimdiden bu yönde önemli adımlar atmış ve büyük başarılar sağlamış olduğunu görmekten mutluluk duyuyoruz.

Afrika Birliği’nin Afrika’da ulusal uzlaşma süreçlerinin güçlendirilmesinde ve daha iyi bir gelecek için Afrika’nın kazanımlarının şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamaya devam edeceğine inancımız tamdır.

Afrika Birliği’nin kuruluşu, Afrika uluslarının iyi yönetişim ve hukukunun üstünlüğü gibi ortak hedeflerinin takibi yönünde atılmış sarih adımlardır.

Geçmişte, Afrika halklarının özgürlük ve ulusal bağımsızlık yolundaki haklı mücadelesiyle daima dayanışma içinde olduk. Bugün de, Afrika Birliği’nin ve Afrika uluslarının barış, demokrasi, kalkınma ve refah yönündeki çabalarını etkin şekilde desteklemeye devam ediyoruz.

Bu sebeple 12 Nisan 2005 tarihinde Türkiye’ye Afrika Birliği’nde gözlemci statüsü verilmesinden memnunuz. Bunun sağlanmasındaki katkıları için Ekselansları Alpha Oumar Konare’ye teşekkür ederiz. 5 Mayıs 2005 tarihinde Addis Ababa’daki Büyükelçiliğimiz Afrika Birliği’ne akredite edilmiştir. Bu durum Türkiye’ye, Afrika halkları ve ülkeleriyle daha yakından çalışmak için yeni olanaklar sağlayacaktır.

Afrika’daki olumlu değişimi yakın bir ilgiyle izliyoruz. Kıtanın ırkçı “apartheid” politikalarından arındırılmış olması, bu olumlu değişimin önemli evrelerinden birini teşkil etmiştir.
Türkiye, Afrika halklarının ortağı olmayı, bölgesel işbirliği, barış ve sürdürülebilir kalkınma yolunda onlarla birlikte çalışmayı arzulamaktadır.
Açlıktan işsizliğe, salgın hastalıklardan etnik çalışmalara kadar her ciddi sorununda Afrika’ya destek vermeye kararlıyız.

Afrika’da kuraklık ve açlık sorununun ulaştığı ciddi boyutların bilincinde olana Türkiye, Nijer, Mali, Moritanya, Burkina Faso, Sierra Leone ve Gine’ye iletilmek üzere Dünya Gıda Programı’na, acil yardımı olarak 1.8 milyon dolar hibe yardımında bulunmuştur.

Tarih boyunca doğal ve insani kaynakları Batı uygarlıklarının maddi zenginliğine katkı sağlamak üzere kullanılan, geçmişte Hindistan ve Sri Lanka gibi ülkelerden mülteciler kabul eden, İkinci Dünya Savaşı sırasında ise savaş kurbanlarına kucak açan Afrika’ya olabilecek her alanda yardımda bulunulmasının bir insanlık borcu olduğuna inanıyorum.

Saygıdeğer misafirler,

Bu kongrenin, gelecekte bir dizi benzer etkinlik için başlangıç oluşturacağına inanıyorum.
Sizlere, başarılı sonuçlara varacak bir kongre temenni ederken, yabancı konuklarımıza tekrar “hoş geldiniz” der, Türkiye’de güzel vakit geçirmelerini dilerim.

Teşekkür ederim.



1.    KONGRESİNİN AÇILIŞ TÖRENİNDE İSLAM KONFERANSI TEŞKİLATI GENEL SEKRETERİ EKSELANSLARI PROF. EKMELEDDİN İHSANOĞLU TARAFINDAN YAPILAN KONUŞMA

(İstanbul, 23 Kasım 2005)
Bismillahirrahmanirrahim,
(Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla)

Ekselansları...................,
Ekselansları,
Kıymetli Misafirler,
Hanımefendiler ve Beyefendiler

Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve Berekatuhu
(Allahın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun)

Sözlerimin başında Türkasya Stratejik Araştırmaları Merkezi’ne böylesine önemli bir konuda uluslararası bir kongre düzenledikleri için teşekkür ederim. 1. Uluslararası Türk Afrika Kongresi’nin açılış töreninde Türkiye, çeşitli Afrika ülkeleri ve bölgesel ve uluslararası teşkilatlardan alimler, aydınlar ve seçkin kişilerle birlikte olmak benim için büyük bir ayrıcalık teşkil etmektedir.

Bu fırsattan faydalanarak, başka Ekselansları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ekselansları Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, Afrika ile dayanışma içinde olma ve Türkiye ile Afrika ülkeleri arsındaki mükemmel ilişkileri geliştirme konusuna gösterdikleri ilgi için içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

Sayın Başkan,
Hanımefendiler ve Beyefendiler,

İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) bir siyasi platform olarak kurulmuş olmasına rağmen, faaliyetlerine başladıktan kısa bir süre sonra, ekonomik, ticari, teknolojik, sosyal ve kültürel alanlarda dayanışma ve işbirliği yaratma amacına yönelmiştir.

Bugün üye sayısı 57’ye ulaşan ve üyelerinden 27’si Afrika’da bulunan İslam Konferansı Teşkilatı’nın önemli bir kısmını gelişmekte olan ülkeler oluşturmaktadır. Bu nedenle, İKÖ gelişmekte olan tüm ülkeleri desteklemekte ve her zaman onlarla dayanışma içinde hareket etmektedir.

İKÖ üyesi ülkeler kuzeyde Arnavutluk’tan (Avrupa) güneyde Mozambik’e (Afrika) ve batıda Guyana’dan (Latin Amerika) doğuda Endonezya’ya kadar dört kıtada geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Afrika’daki üye devletler İKT üyelerinin neredeyse yarısın oluşturmaktadır. Maalesef, en az gelişmiş ülkelerin (LCD) çoğu Afrika’da yer almaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından en az gelişmiş ülkeler olarak sınıflandırılan 50 ülkeden 22’si İKT üyesidir.

Tüm İKT üyesi ülkeler ortak sorunlarını paylaşmakta ve günümüzde, küreselleşme sürecinden ciddi bir şekilde etkilenmektedirler. Yoğun uluslararası rekabet bazı İKT üyesi ülkelerin, özellikler de Afrika’daki üye ülkelerin ekonomilerinin küçülmesine sebep olmuştur.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Sosyal Dairesi’nin (DESA) son olarak yayınladığı 25 Ağustos 2005 tarihli  “Dünyanın Toplumsal Durumu: Eşitsizlik Açmazı” adlı rapor, zengin ve fakir ülkeler arasında gittikçe büyüyen gelir farkına dikkat çekmektedir. Ayrıca, bu rapor dünya gayri safi hasılasının yüzde seksenine gelişmiş ülkelerde yaşayan 1 milyar insanın sahip olduğu, geri kalan yüzde 20’sinin ise gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 5 milyar insan tarafından paylaşıldığını göstermektedir.

Yoğun uluslararası rekabetin şekillendirdiği böylesi küresel bir ortamda ve küreselleşme ve liberalleşmenin hayatın gerçekleri olduğun dikkate alındığında,İKT üyesi ülkeler de dahil olmak üzere gelişmekte olan ülkeler, varlıklarını sürdürmenin ve bu süreçten faydalanabilmek amacılıyla yaşamın koşullarını iyileştirmenin yollarını bulmalıdırlar. Bu amaçla, ortaya konabilecek önemli çözüm yollarından biri, bu ülkeler arasında ekonomik işbirliği artırmaktadır. Bu bağlamda, bu konferansın Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında ekonomik ve ticari bağların güçlendirilmesi için pragmatik ve uygulanabilir yollar da sunacağına inanıyorum.

2005 yılı Ocak ayında görevime başlamamdan itibaren İKT üyesi ülkelerin ve özellikle de Afrika’nın sosyo-ekonomik refahına büyük önem verdim. Bu bağlamda bu yılın Mart ayında Afrika’daki 6 üye ülkeyi ziyaret ettim. Sahel bölgesindeki baskın sosyo-ekonomik koşullara ilişkin bilgileri ilk elden almak üzere Burkina Faso, Çad, Gambiya, Mali, Nijer ve Senegal’e ziyaretlerinde bulundum. Bu seyahat esnasında, Afrika’da sürdürülebilir kalkınma güçlendirilmesine yönelik, İKT üyesi ülkeler arasındaki müşterek teşebbüslerin desteklenmesi yoluyla Batı Afrika’da gıda ve pamuk sanayilerinin geliştirilmesine, Afrikalı üye ülkelerin fakirlikle mücadele açısından yeterliliklerinin arttırılmasına, çocuk felcinin yeryüzünden silinmesine ve İKT üyesi ülkelerin iş adamları ve girişimcileri arasında daha güçlü bir ortaklığın kurulmasına ilişkin konuları içeren bir program başlattım. 7-8 Aralık 2005’te Mekke-i Mükerreme’de düzenlenmesi planlanan Olağanüstü Zirve’de de, diğer hususların yanı sıra Afrika’da kalkınmanın desteklenmesine ilişkin önlemler ele alınacaktır.

Bu program unsurları doğrultusunda Burkina Faso Hükümeti’nin, İslami Kalkınma Bankası’nın (IDB) ve İslami Ticaret Geliştirme Merkezi’nin (ICTD) işbirliğiyle, 18-19 Nisan 2005’te Ouagadoudou, Burkina Faso’da, “İKT Üyesi Ülkelerde Pamuk Sektöründe Ticaretin ve Yatırımların Canlandırılması” konulu bir forum düzenlenmiştir. Forumun ana hedefi Afrika’da pamuk sektöründe katma değerin artırılmasına ve Afrika’daki üye ülkelerin sanayileşme sürecinin desteklenmesine yönelik yol ve yöntemlerin tartışılmasıydı. Forum ek bir yayarı da özellikle Fas ve Türkiye’den gelen şirketlerin, Bukino Faso ve Mali’deki şirketlerle, bu yapmaları olmuştur.

Dinleyicilerimize, Malezya’nın, İKT’nin düşük gelir ve az gelişmiş üyelerinde eyleme-dayalı somut projelere odaklı “Fakirliği Azaltmak için Kapasite Artırımı” programını uygulamaya başladığını bildirmek isterim. Bu programın ilk aşamasında ikisi Afrika’da; Moritanya ve Sierra Leone’de olmak üzere üç pilot proje tanımlanmıştır. 8-9 Ekim’de IBD’nin merkezinde düzenlenen bir toplantıda söz konusu programın ikinci aşamasına, diğer bazı ülkelerin yanı sıra Burkina Faso, Komor, Gine, Senegal ve Somali dahil edilmiştir. Malezya, İslami Kalkınma Bankası’yla yakın işbirliği içerisinde programın ayrıntıları düzenlenmekedir.

Türkiye’nin de Afrika Kalkınma Stratejisi (ADS)” adlı takdire şayan bir programı uygulamaya geçirdiğini öğrenmiş olmaktan mutluluk duyuyorum. Bu program Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında ticaretin, yatırım imkanlarının ve teknik işbirliğinin geliştirilmesi için bir çerçeve vazifesi üstlenmektedir. Böylece program, Afrika’nın kalkınmasına katkıda bulunmayı, Afrikalıların yaşam standartlarını iyileştirmeyi ve Afrika’da fakirliği azaltmayı amaçlamaktadır. Bu program çerçevesinde Başbakanlık dış ticaret Müsteşarlığı, ticaret fuarları ve Türk ve Afrikalı İşadamlarının karşılıklı ziyaretleri de dahil olmak üzere, halihazırda Afrika’da önemli birtakım çalışmaları başlatmış bulunmaktadır.

Ayrıca halen, 25-28 Kasım 2005 tarihleri arasında, Senegal’in Dakar kentinde bir Türk Ticaret Fuarı düzenlenmektedir. Dakar’daki Türk Ticaret Fuarı’nın Afrika ülkeleri ve Türkiye arasında daha iyi bir işbirliğinin sağlanması için uygun bir ortam temin edeceğinden ve özellikle de işadamları için yeni iş imkanları oluşturacağından eminim.

Bu program hedefleri, İKT’nin ana hedefleriyle ayını doğrultudadır. Bu sebeple bu girişimi kuvvetle desteklemekteyim. Ayrıca, İslam dayanışmasının güçlendirilmesi çerçevesinde, başta Afrikalı üyeler ile diğerleri arasındaki işbirliği olmak üzere, üye ülkeler arasındaki işbirliğini desteklemeye yönelik benzer çalışmaları her zaman teşvik edeceğim. Bu bağlamda, İKT üyesi ülkeleri, Afrika ile daha fazla dayanışma kurmaya davet ediyorum.


Sizlere teşekkür eder, başarılar dilerim.
Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve Berekatühü
( Allahın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinizde olsun)

TASAM BAŞKANI
SAYIN SÜLEYMAN ŞENSOY’UN
1. ULUSLARARASI TÜRK AFRİKA KONGRESİ’NDE
SUNDUĞU AÇILIŞ KONUŞMASI


Çok kısa olarak önemli misafirlerimize daha fazla zaman kalması ve akademik tebliğlerin daha fazla zaman bulabilmesi için çok kısa olarak üç başlık altında sizlere birkaç kelime arz etmeye çalışacağım. Bunlar TASAM, Türkiye ve Afrika başlıkları olacaktır.

TASAM’ı uzun uzun anlatmaktan öteye bir hikayeyi hatırlamakta fayda görüyorum. 46 yıl Osmanlı tahtında kalmış Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşanan bir olay ile ilgili TASAM’ın sağduyusunu ve perspektifini açıklamaya çalışacağım. Dolayısıyla ayrıntılı bir bilgi vermeye gerek kalmayacak.

Biliyorsunuz o dönemlerde gerçekleşen olayları, tarihçilerimiz daha iyi takdir edeceklerdir, anlatacağım hikayenin bir kısmı tarihi gerçektir bir kısmı hikayedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçmek üzere dört oğlu bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi padişah tarafından çeşitli sebeplerden dolayı öldürülüyor, bir diğeri hastalıktan vefat ediyor ve kalan iki oğlu Selim ve Bayezid arasında taht kavgası çıkıyor. Merkezdeki ordu dışında iki şehzadenin etrafında toplanan ordular Kütahya’da ve değişik yerlerde çarpışıyorlar. Bu arada padişahın önünde iki tane seçenek var. Bir tanesi, kudreti ve gücü buna müsait, ikisini de çıkardıkları olaylardan ve devlete karşı işledikleri suçlardan dolayı ortadan kaldırmaktır. Diğer seçenek ise birisinden yana tavır alarak birinin tahta geçmesini sağlamak. İkisini birden cezalandırsa tahta geçecek varisi kalmayacaktır. Birinden birini tercih etse ikisi de evladı olduğu için yüreği elvermemektedir.

Bu düşünceler içerisindeyken vezirlerinden birisine konuyu açar ve dertleşmek, görüş almak ister. Vezir; “Devletlü sultanımızın sağlığında ikisinin de yaptığı edepsizliktir”le başlayan ahkam kesen cümlelerle iki şehzadeye de iyice yüklendikten sonra ikisinin de asılması, başlarının kesilmesi gerektiğinden bahisle konuşmaya devam ederken, padişah hem müstehzi ve hem de hüzünlü bir tavırla vezirin sözünü keser ve der ki; “Ne güzel konuşuyorsun, belli ki evlat da senin değil, devlet de.”

Biz TASAM olarak böyle bir hassasiyet içerisinde hem evladı hem de devleti önemseyerek ve sahiplenerek, hiçbir kamu görevimiz olmamasına rağmen on defa düşünüp bir defa konuşarak gereken bütün sağduyuyla ülkemize hizmet etmeye, önemli ürünler vermeye, fikir ürünleri ortaya koymaya, projeler gerçekleştirmeye, uluslararası ilişkiler bağlamında ülkemizin kalkınmasına ve refahına katkıda bulunmaya çalışıyoruz.

Şu anda bir şeyi hatırlatmakta fayda görüyorum. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Güney Doğu Avrupa ülkelerine yönelik dokuz ülkeyi kapsayan bir kısa süreli etkileşim projemiz var. Bu proje kapsamında dokuz ülkeden gelen misafirlerimiz şu anda bu salondalar. Kendilerine de sizler adına hoş geldiniz diyorum. Onların da aramızda bulunduklarını bilmenizi faydalı görüyorum.

Biz böyle bir sağduyu ile nasıl bir Türkiye için çalışıyoruz? Meşruiyetin içeride adil olarak oluşturulduğu ve adil olarak dağıtıldığı, dolayısıyla hiçbir çatışmanın ve paylaşım kavgasının olmadığı, ortaya konulan meşru zemin içerisinde herkesin beyanı üzerine fiil ve hareket ettiği sürece hiçbir şekilde yargılanmadığı, önyargılarla dışlanmadığı, beyanına esas olan davranışların dışarısına çıktığı zaman yine sistem içerisinde cezalandırılabileceği, siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve medya dahil her anlamda meşruiyetin içeride oluşturulup adil olarak dağıtıldığı bir Türkiye için uğraşıyoruz. En önemlisi de bugün Türkiye’de ve dünyada geldiğimiz nokta ve yaşadığımız günler itibariyle husumet ve heyecanımızı kontrol etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Çünkü husumet ve heyecanımızı kontrol etmediğimiz zaman hiç düşmana ihtiyacımız yok. Biz kendi husumet ve heyecanımızda boğuluruz. Hatta düşman olarak addettiklerimiz kimlerse bizim tamamen yok olmamızı istemiyorlarsa, gelir ve ağır bedeller karşılığında bizi kurtarırlar. Dolayısıyla bizlere düşen hem dünya konjöktüründe, hem Türkiye’de husumet ve heyecanımızı kontrol ederek birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde bu olağanüstü günleri dünyanın kırılma noktalarının yaşandığı bu olağanüstü zamanları hep birlikte sağ salim güçlenerek ve kuvvetlenerek atlatmak için elimizden geleni yapmamızdır. 

TASAM ile ilgili çok özet bir bilgi vermek gerekirse, iki yıllık süre zarfında şu ana kadar çok önemli stratejik konularda 18 kitap, 12 rapor, 3 sempozyum, 20’ye yakın beyin fırtınası ve konferans, bir adet uluslararası yurtdışı işbirliği ile yapılan etkinlik, çok sayıda çeşitli kurumlarla yurtiçi ve yurtdışı işbirliği içerisinde devam eden projeler ve internetteki  sitemiz üzerinden yayınlanan güncel konularla ilgili yüzlerce yorumla şu ana kadar çok fedakar çalışmalarla belirli bir yere geldik. Şu anda internet üzerinde yayın yapan sitemiz Türkiye’de açık ara birinci, dünyada ise on birinci sıradadır. Bu sıralama internet üzerinde ölçüm yapan şirketlerin sağladığı verilere dayanmaktadır. Fakat bunlar bizim düşündüklerimiz açısından, ben arkadaşlarıma arz ediyorum, gittiğimiz yol gideceğimizin yanında hiçbir şeydir. Çünkü ülkemizin ve hinterlandının çok büyük hizmetlere, bu tür kurumların sayısının artmasına, ilgili devlet kurumlarımız ve özel sektör tarafından desteklenmesine ivedilikle ihtiyaç vardır.

Konferansımızın konusuyla ilgili sizlere birkaç kelime arz etmek gerekirse, gelecek Asya ve Afrika’da diyoruz. Bunu kim diyor? Bunu dünyanın sosyolojisinin, teknolojisinin, ekolojisinin iklim değişikliklerinin geldiği noktada herkes söylüyor. En fazla ise batılı dostlarımız ve müttefiklerimiz geleceğin Asya’da ve Afrika’da olduğunu söylüyorlar. Üç kıtanın ortasında olan Türkiye, geleceğin Asya’da ve Afrika’da olmasından dolayı batılı dostlarımız ve müttefiklerimiz için de çok önemlidir. Bütün enerji kavşakları, potansiyel vaat eden ülkeler, dünya nüfusunun üçte ikisi ve enerji kaynaklarının büyük kısmı Asya’da ve Afrika’dadır. Bu anlamda batılı dostlarımız başta olmak üzere, bütün dünyanın ilgi alanı Asya’ya ve Afrika’ya yönelmiş durumdadır. Asya’dan yeni devler çıkarken Afrika’dan yeni kaynaklar ve yeni imkanlar doğmaktadır. Bir de en önemlisi Asya ve Afrika refaha ve idealizme aç milyarlarca insan barındırmaktadır. Bu anlamda biz Afrika açılımı ile bu başlangıcı yapmış oluyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah Asya’ya yönelik bir proje ile sizlerin karşınızda olmaya çalışacağız.
Burada bir şeyin de müjdesini vermek istiyorum, Sayın KONARE’nin de Türkiye’ye ilk teşrif ettiği andan itibaren bu anlamda bir talebi vardı, bizim şu anda bünyemizde bulunan Afrika Çalışma Grubu’nun, yine TASAM’ın hiyerarşik bütünlüğünü bozmadan Afrika Araştırmaları Enstitüsü olarak yapılandırılmasında da bir prensip kararı almış bulunuyoruz. Bunu zaman içerisinde hep birlikte ve desteklerinizle Afrika üzerine daha detaylı ve önemli çalışmalar yapacak bir hıza kavuşturacağız. İnşallah 2. Uluslararası Türk Afrika Kongresi’ni de Aralık 2006’da yine İstanbul’da yapmayı planlıyoruz.

Geleceğin Asya’da ve Afrika’da olduğu bir dönemde bizim rolümüz nedir? Asya ve Afrika’dan daha fazla pay alabilmek mi? Sadece maddi menfaatler mi? Yoksa acı tecrübelerini Asya ve Afrika ile, ki toprağımızın önemli bir kısmı Asya’dadır, birlikte yaşadığımız acıların ve kötülüklerin tazelenmesi olarak mı anlıyoruz? Hayır. Biz, medeniyetimizin en temel öğesi olan ikinci bir dünyanın olduğu inancı ile hareket eden, bu anlamda hayatını şekillendiren, bu anlamda dünyayı kullanan, teknolojisini buna göre geliştiren bir medeniyetin mensupları olarak kardeşlik ve dostluk içerisinde birbirimizi suiistimal etmeden karşılıklı menfaatler çerçevesinde işbirliği yapmamız gerekmektedir.
İfadelerimi son bir söz ile bitirmek istiyorum. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti biliyorsunuz yedi cephede savaşmıştır. Savaş esnasında devlete baş kaldıran bazı unsurlara İstanbul’dan gönderilen temsilcilere, oralarda ileri gelenler şöyle bir şey söylemişlerdi; Güç ve adalet sizdeydi, biz bunun için sizin peşinizdeydik. Fakat güç ve adaletiniz zayıfladığı için (Bu onların o günkü konumlarına göre bir yorumdur,  onları haklı çıkartmaz) biz sizin peşinizden ayrıldık. Bugün dünyanın egemen güçleri açısından da aynı şeylerin söylenmeye başlanmış olmasını da ayrıca düşünmemiz gerekiyor. Güç ve adaletin zayıfladığı bir dönemde belirli bir medeniyet perspektifine sahip insanların tekrar güç ve medeniyeti doğru ellerde toplaması ve bu yönde gayret etmesi gerekir diye düşünüyorum.

Afrika ile ilişkilerimize bir kongre ile katkıda bulunmaya gayret ettik. Yaklaşık 60 ülkeden ve 850 milyon nüfuslu koskoca bir kıtadan oluşan bu coğrafya ile ilgili Türkiye’mizin siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, üniversiteler arası işbirlikleri, sportif etkinlikler, kültür merkezleri gibi bir çok noktada işbirliğinin derinleştirilmesi ve kalıcı hale getirilmesi gerekiyor. Biz de buna kendi çerçevemiz içerisinde katkıda bulunmaya devam edeceğiz.

Biz bu tür kamuoyuna açık organizasyonlarda bir takım hususları hatırlatmayı ve uyarılarda bulunmayı toplumsal bir görev olarak kabul ediyoruz. Önceki toplantılardakileri tekrarlamak istemiyorum, çünkü çok vaktinizi almak istemiyorum.  Fakat bu toplantı vesilesi ile ilgili ülkemize ve ülkemizin yönetimine hatırlatmak istediğimiz iki konu var. Bu konular belki onların da gündemindedir, fakat bizler görevimizi yapma adına onlara hatırlatmak isteriz. Bir tanesi dünyadaki ekolojik ve stratejik değişikliklere bağlı olarak klasik enerji kaynaklarındaki arzın ve ulaşımın aksaklıklarındaki belirsizlikler nedeniyle alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili acilen bir şeyler yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. İkincisi ise, bütün dünyada değişen güvenlik konseptine bağlı olarak ülkemizin hem iç, hem de dış konseptiyle ilgili yeni tezlerin tartışılması, tartışılıyorsa daha da olgunlaştırılması gerektiği inancındayız. Çünkü öyle bir noktaya geldik ki, bütün ülkeler kendi içine kapanmaya başladı ve en küçük şeyler bile ulusal güvenlik ile bağımlı hale geldi. Böylesine hassas bir noktaya geldik. Bu anlamda güvenlik konseptlerimizi de gözden geçirmek gerekiyor.

Ben tekrar teşrifinizden ötürü en içten teşekkürlerimi arz ediyor, dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Sağ olun, var olun, efendim...